Hayra adanmış bir ömrün hikâyesi

Onlar karşılık beklemeden verdiler. Ümide medar hiçbir şey olmayan bir dönemde hizmete sahip çıktılar. Bu insanlardan biri olan Hacı Arif Ağabey, hayatıyla arkadakilere şu mesajları verdi: “Benim gibi yapın ve yaptığınızı da görmeyin. Tohumu tarlaya atın, hasadı da başkasına bırakın.”
Bir gün Hacı Arif Çağan, en yakınlarından biriyle beraber camiye gider. Yolda yürürken, “Oğlum, bende unutkanlık başladı galiba.” diye bir söz ortaya atar. Bunun üzerine yanındaki kişi, “Hacı abi, sen bu hizmete çok para verdin, çok büyük fedakârlıklarda bulundun. Yarın öbür gün bu hizmette bir arıza, bir hata görürsün. Düzelmesi için söylersin, karşılık bulmaz. Şeytan senin sağından girer, ‘Ya sen bu hizmete bu kadar para verdin, sözün de geçmiyor artık’ deyiverir. O fedakârlıklara gölge düşürür.” der. Ardından Hacı Arif Çağan, dua yerine geçecek bir dilekte bulunur: “Keşke bütün her şeyi unutsam!” Duası kabul olur. Ömrünün son üç yılında alzheimer ile birlikte yaşar. “Dünyaya nasıl geldiysem öyle gitmek istiyorum.” diyen Hacı Arif Çağan, yeni doğmuş bir bebek misali bir hafızayla bu dünyadan göçer gider.
Arif Çağan, Balıkesir’in Edremit ilçesinde 1922 yılında dünyaya gelir. Daha 8 yaşındayken annesini kaybeder. Annesi vefat ettikten sonra babası ticari olarak iflasın eşiğine gelir. Hacı Arif, 11 yaşına geldiğinde babası her şeyini kaybetmiştir. Edremit pazarının olduğu bir çarşamba günü, babası bir yerden yirmi lira borç alarak Hacı Arif’e bir tezgâh alır ve içini doldurur. Pazara çıkarak sebze ve meyve satmaya başlar. Akşamüstü hasılatı toplarlar. Beş lira kâr etmiş yirmi liraları yirmi beş lira olmuştur. Helal ticaretin lezzetini almıştır artık. İleriki zamanlarda söylediğine göre o günden itibaren son nefesine kadar hiçbir zaman para sıkıntısı çekmez Hacı Arif.
1940 senesinde İstanbul’da askerliğe başlayacağı döneme kadar pazarcılık yapmaya devam eder. Üç buçuk yıl boyunca bir kere bile izin kullanmadan Reis-i Cumhur Muhafız Taburu’nda tamamlar askerliğini. Askerden geldikten sonra ilk bir yıl ayakkabı tamir işi yapar. Daha sonra ise 1957’ye kadar sürecek olan meyve-sebze toptancılığı yapar. Takvimler 1957’yi gösterdiğinde Hacı Arif Çağan, artık işini değiştirmeye karar verir. Sebebi ise camide ibadet halindeyken yaptığı işlerin sürekli aklına gelerek kendisini Allah ile irtibattan alıkoymasıdır. Bu vaziyeti Sarı Hoca lakaplı Mehmet Hoca’ya anlatır. İbadetlerinde tadil-i erkânı kaçırmamak için artık tek kalem iş yapmak istediğini ve sadece zeytinyağı ile ilgileneceğini dile getirir. Bundan sonra artık sadece zeytinyağı işi yapacaktır.
Erzurum dönüşü Hocaefendi’yle tanışma
Hacı Arif Çağan, bir defasında Marifetname yazarı İbrahim Hakkı Hazretleri’ni ziyaret etmek için ailesiyle birlikte Erzurum’a gider. Fakat aradığını bulamaz, çünkü İbrahim Hakkı Hazretleri Erzurum’da değil, Tillo’dadır. Hacı Arif, Erzurum’a geldiğinde tam eli boş dönecekken Mehmet Kırkıncı Hoca ile tanışma imkânı bulur ve Erzurum’dan birlikte dönerler. Aydın’da mola verirler ve o gece orada kalırlar. Bir pideciye giderler. Yemek yendikten sonra Hacı Arif parayı ödemek ister. Lakin evvelden hesabın Hacı Kemal Erimez tarafından kapandığı öğrenilir. Karşı masada oturan Kemal Erimez, böyle tesettürlü ve nezih bir aile görünce tanışmak istemiş, bu sebeple hesabı ödemiştir. Hasıl-ı kelam tanışırlar. Ertesi sabah evine kahvaltıya davet eder. Kemal Erimez kahvaltıda, Hacı Arif’e Hocaefendi’den bahseder ve Hacı Arif, bu vesileyle İzmir’e, Hocaefendi’nin yanına gider. Vaaz vermesi için onu Edremit’e davet eder ve böylelikle aralarındaki bağ gelişmeye başlar.
Hacı Arif Çağan’ın yakın arkadaşlarından olan Yusuf Pekmezci’ye göre böyle büyük zatlar, kuyruklu yıldız gibidir. Pekmezci, infakın zirvesi olan Hacı Arif Çağan’ın yaptığı maddi yardımların benzerini o döneme kadar görmediklerini söylüyor.
“Keşke böyle bir sebepten dolayı ben hapse düşsem!”
12 Eylül 1980... Burhaniye’de Hacı Kuşçu amcanın oğlunun evinde Risale-i Nur ve Hocaefendi’nin vaaz kasetleri bulunur. Ardından gözaltına alınır ve hapse düşer. Bu durumu öğrenen Hacı Arif ise teselli için Hacı Kuşçu amcanın evine gider: “Hacı amca hiç üzülme. Oğlun Allah yolunda bir sebepten dolayı hapse girdi. Keşke Allah bana nasip etse de ben girsem içeri böyle bir nedenden dolayı.” Bu esnada Hacı Arif Ağabey’in yeğeninin dükkânına jandarma tarafından kaçak kahve sattığı gerekçesiyle bir baskın gerçekleşir. Kaçak kahve bulunamaz lakin dükkânın bir köşesinde yer alan koli, jandarmanın dikkatini çeker. Kolide Risale-i Nur ve Hocaefendi’nin kasetleri vardır. Hacı Arif, Edremit’ten döndüğünde jandarmalar onu aramaktadır. Bunu öğrenen Hacı Arif hemen karakola gider ve o kolinin kendisine ait olduğunu söyler. Polisler hemen tutanak tutarak kendisini tutuklar.
Dönem, darbe dönemidir. Askeriyenin içinde bir koğuş boşaltılarak siyasi suçlular burada toplanır. Hacı Arif de yirmi bir kişinin bulunduğu ve hepsinin devrimci olduğu bir koğuşa düşer. Onlara öyle bir şekilde davranır ki, dışarı çıktıklarında ve çarşıda bir yerde Hacı Arif’i gördüklerinde önlerini ilikleyecek duruma gelirler. Peki, onları nasıl etkilemiştir? Hacı Arif’in bakkaliye işiyle uğraşan yeğeni, cezaevi koğuşunun da bulunduğu askeriyenin şarküteri ile ilgili ihtiyaçlarını karşılıyordu. Hacı Arif’e de tekerlek tekerlek eski kaşar, peynir vs. getirmekteydi. Koğuşta bulunan yirmi bir kişi gelen bu yiyeceklerin sadece Hacı Arif Ağabey tarafından yeneceğini düşünmekteydi. Ancak o, bir gün grubun başını çağırır ve “Bu kaşarı yirmi ikiye bölün. Herkese de birer çay söyleyin. Sonra da hep birlikte afiyetle yiyelim.” der. Bu davranış koğuştakileri çok etkiler ve kalplerini yumuşatır. Bir başka olay da koğuşa sigaranın geleceği günlerden birinde gerçekleşir. Bu günler hep olaylı geçiyordur. Bir gün yirmi bir kişiye sadece bir paket sigara gelir. Aralarında büyük kavgalar ederler. O esnada Hacı Arif Ağabey, “Sizler, devletin malını halka eşit olarak paylaştırmayı hedefleyen bir ideolojiye sahipsiniz. Fakat daha bir paket sigarayı bölüşemiyorsunuz ve birbirinizle kavga ediyorsunuz.” der. Herkes başını önüne eğer ve bir müddet düşünür. O günden sonra bu yirmi bir kişinin hizmete ve dine karşı bakış açıları yumuşar.
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/cuma_hayra-adanmis-bir-omrun-hikayesi_2260477.html
- tarihinde hazırlandı.
