Değişmek dönüşmek midir?
Türkiye değişiyor, dünya değişiyor, insanlar değişiyor. Herkesin dilinde bir değişme lafıdır gidiyor.
Değişmekten kastedilen nedir; bunu anlamak bazen hakikaten zor oluyor. Değişmek dönüşmek midir, gelişmek midir; yoksa birilerinin ifade ettiği gibi "döneklik" midir? Değişmenin gelişme olması dinin ruhuna uygundur. Dönüşme anlamında değişme Nebi dilinde kınanmıştır. "Kim birilerine benzemek için kendini zorlarsa o onlardandır." hadisi, değişimin de çerçevesini çizmektedir.
İnanan insanlar, sürekli bir gelişme (kemâl) peşinde bulunmalıdır. Kalbî, ruhî hayatları ve Allah'la münasebetleri itibarıyla hep "diriliş"ler yaşamalıdır. Bunu yaparken kendi öz değerlerine bağlı kalmalı, dönüşme fantezisinden uzak bulunmalıdırlar. Kendi kimliğinden uzaklaşma, farklı kültürlerin tesirlerinde kalarak başkalaşma riski taşıyan değişmelere kapalı kalmalıdırlar.
Kur'an-ı Kerim, "Bir millet kendilerinde bulunan güzel ahlâk ve meziyetleri değiştirmedikçe Allah da onlara verdiği nimeti, güzel durumu değiştirmez." (Enfal, 8/53); "Bir toplum özündeki güzellikleri değiştirmedikçe, Allah Teâlâ da onlara lütuf buyurduğu nimetlerini ve iyi hali tağyir etmez." (Ra'd, 13/11) buyurmaktadır. Burada esas olan, sahip olduğumuz değerlere sıkı sıkıya bağlı kalarak, mazhar olduğumuz güzellikleri herkese ulaştırma gayreti içinde olmaktır. Bunu yaparken zamanın bir kısım realitelerine riayet etmek, şartlara göre hareket etmek gerekebilir. Ama bu, bizi bozulma olarak algılanacak yanlışların içine düşürmemelidir.
Bir topluluk, kendini yücelten ve ayakta tutan üstün vasıfları kaybederse, ayakta tutmaya çalıştıkları binanın orta sütununu çökertmiş olur. Şayet, insanlar, kendilerine bahşedilen nimetlere vesile olan ibadet hassasiyeti, güzel ahlâk ve sâlih amel gibi meziyetlerden uzaklaşırlarsa, Cenâb-ı Allah ilahî âdeti gereği o topluluğa ihsan ettiği nimetlerini keser. Artık önü alınamaz bir çözülme ve dağılma başlar. Çürüme bünyenin her tarafına sirayet eder. Böyle bir topluluk o kıymetli emanetin emanetçisi olamayacağından dolayı, Allah nimetini onlardan alır.
Bu itibarla, gelişirken dönüşmemek ve dönüşme olarak algılanacak en küçük şeylere karşı dahi tavır almak çok önemlidir. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi bir sohbetlerinde şunları söylemektedir: "Unutulmamalıdır ki, bir çeşit başkalaşan her çeşit başkalaşabilir. Bazen başlangıçtaki çok küçük bir değişim, ileride pek büyük başkalaşmalara sebep olabilir. Atalarımızdan tevarüs ettiğimiz dinî ve millî değerlerimizden herhangi biri ile alâkalı en küçük bir kayma, daha sonraları önü alınamaz inhiraflara dönüşebilir."
Yazının girişinde yer verdiğimiz Hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, "Kim bir kavme benzemeye çalışır, bu konuda kendini zorlarsa, o da onlardan sayılır." buyuruyor. Bu hadis-i şerifin metninde "başkalarına benzemek" ile alâkalı olarak "teşebbehe" fiili kullanılmıştır ki, bu kelime tefa'ul babındandır. Bu babın hususiyeti de tekellüf ifade etmesidir. Bu açıdan, kerih görülen ve yasaklanan "teşebbüh", insanın başkalarının adetlerine, geleneklerine, göreneklerine özenmesi; kendini sürekli onlara benzemeye zorlaması ve onlar gibi yaşamak için özel çaba harcaması demektir.
"Teşebbüh", aynı zamanda insanın, kendi kültürünün ve tabiatının dışına kayması, hatta öz değerlerini beğenmeyen bir tavır içinde, saç-baş, sakal-bıyık, kılık-kıyafet, yeme-içme ve günlük hayat bakımından olduğundan farklı görünmesi demektir. Böyle bir kompleks sonuç itibarıyla "iltihak"a varıp dayanabilecek bir hastalıktır. Bu mevzuda, biraz esnek ve gevşek davranan bir insanın, Cenab-ı Hak nezdinde de benzediği kişilerden biri olarak kaydedilmesi riski söz konusudur.
Bediüzzaman Hazretleri, teşebbüh ve taklit hastalığına yakalananlara şöyle seslenmiştir: "Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü aramızdaki dere pek derindir; doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz veya dalâlete düşer, boğulursunuz." Binaenaleyh, mü'minler için, başkalarına şirin gözükmek değil, kendileri olarak gönüllere girmek esastır.
- tarihinde hazırlandı.