AK Parti "Cemaat"in vesayeti altında mı?
Bediüzzaman'ın Barla'daki çileli yıllarını anlatan "Allah'ın Sadık Kulu" filmi vesilesiyle Fethullah Gülen Hocaefendi'nin yaptığı konuşmayı internet üzerinden izledim.
Çocukluk yıllarının tanıklığıyla, Üstad Hazretleri'ne ve talebelerine yapılan zulmü anlatırken bir yerde boğazı düğümlendi, durdu; gözyaşlarını içine akıttı.
O an benim de boğazım düğümlendi, daha fazla kendimi tutamadım.
Ağladım!
Bunlar hepimizin acıları.
* * *
Başbakanımız Tayyip Erdoğan bir şiir yüzünden mahpus yolunu tutmadan evvel yaptığı konuşmada mahşeri bir kalabalık vardı ama yalnızdık.
Yapayalnız!
Reis "Bu şarkı burada bitmez" diyerek mahpus damına gidiyordu.
Ve, eşim ve ben ağlıyorduk!
Necip Fazıl üstadımız, "Kırılır da bir gün bütün dişliler / Döner şanlı şanlı çarkımız bizim / Gökten bir el yaşlı gözleri siler / Şenlenir evimiz barkımız bizim..." şeklinde umut verse de "Şarkımız" şiirinde, biz ağlıyorduk.
Çünkü biz Arif Ay'ın "Dosyalar"da söylediği gibi ölümlerden çok zulmü gördük: "kar palandöken'in börkü / bundan gayrısını giymedik / giymeyeceğiz dedik / ve bu söz üzre / başımızı göğe / sakalımızı yele / boynumuzu ipe verdik / biz erzurum'da otuzüç kişiydik"
Bizi biraz da bu zulümler, bu gözyaşları büyüttü.
* * *
Ne zaman fitne bulutları gök kubbede arzı endam etse akıttığımız o gözyaşları gelir aklıma.
Kahrolurum!
Sırf bu nedenle AK Parti ile "Cemaat" arasında çatlak iddialarına sıfır tolerans gösteririm.
Fitneden medet umanlara geçen gün söyledim, tekrar edeyim: Partilerin cemaatleştiği, cemaatlerin de partileştiği zaman biteceğini, AK Parti de "Cemaat" de fehmedecek kadar tecrübe ve feraset sahibidir.
Dostlara da sözüm şu: Kırılan bir kalbin tamiri, bir başka kalbi veya kalpleri kırmaktan geçmez.
* * *
AK Parti ile "Cemaat" arasında fitne girişiminden elleri boş dönünce "AK Parti içinde çatlak" tezviratının peşine düştüler.
Bunlara en güzel cevabı Devlet Bahçeli verdi: "Böyle bir dönemde tek başına iktidar olmuş bir partide kaos ülkeye büyük zarar verir..."
Bahçeli'nin bu sözündeki yurtseverlik ve sorumluluk duygusundan "çatlakseverler" utanırlar mı acaba?
* * *
Sayın Bahçeli, Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce'nin "AKP kendi sandalyesini tekmeliyor" sözleri üzerine de şunları söyledi: "Cemaatin kalemi olarak bilinen bir şahsın 'Başbakan kendi sandalyesini ayaklarıyla itiyor' gibi bir cümlesi şu soruyu akla getirir: Bugüne kadar başbakanlık makamı bir cemaatin vesayeti altındadır ve belli bir kişiye belli bir süre görev verilmiş makam olarak algılanıyor ve bu anlamda o görev süresi dolmadan vesayet altındaki bir başbakanın aykırı davranışlarından rahatsız olunuyor ise o zaman bu çok daha farklı bir anlam taşır. Yani biz sizi şu süre içerisinde başbakan olarak gördük ama şu yanlışlarla siz bu makamı ayaklarınızla itekliyorsunuz gibi bir uyarı yapma hakkına sahipler mi? Bu vesayet nereden kaynaklanıyor? AKP'liler bunu ne ölçüde benimseyecektir, Başbakan bunu ne biçimde içine sindirecektir?.."
Hüseyin Gülerce'yi savunmak elbette bize düşmez.
Lakin söz konusu ifadeyle, "parti-seçmen" ilişkisine vurgu yapmak istediğini belirtmemek de hakkaniyete sığmaz.
MHP Genel Başkanı "Cemaat vesayeti" yargısına "cemaatin kalemi" zehabından hareketle varmış herhalde.
Bir de şu var: Hüseyin Bey "Yeniden Milli Mücadele" ekibinin yetmişli yıllarda çıkardığı "Bayrak" gazetesinden beri köşe yazarlığı yapan bir duayendir.
Tamam, sandalye tekmeleme metaforu hiç şık kaçmamıştır ama bunu da "Cemaate" hasretmenin alemi yok.
* * *
Vesayet yok, fitne yok, tefrika yok; bütün cemaatler ümmet kiliminin desenleri. Cahit Zarifoğlu'nun dediği gibi "Ümmeti gözetmen gerekli..."
Maşrıklı mağripli, Arap Acem, Kürt Türk fark etmez.
- tarihinde hazırlandı.