Niçin kitap okumalı?
Fethullah Gülen Hocaefendi'ye yöneltilen soru şu: "Yeni insan modeli tanımlanırken, bir hususiyeti olarak “okunması gerekli olan kitapları okur ve okutur” deniliyor. Dün herhangi bir konuda kaynak kitap bulmak zorken bugün her konuda yüzlerce kitap, meraklı insanları bekliyor.
İnsanımızın ilme karşı merakının ve okuma iştiyakının arzu edilen seviyede olmayışının sebepleri nelerdir. Okuma merakı ve iştiyakı kazanabilme ve bu okuma sürecinin semeredâr olabilmesi adına neler tavsiye edersiniz?"
Evvela günümüzdeki birçok probleme ışık tutması hasebiyle soruyu ve verilen cevabı önemsediğimi belirtmeliyim. Bilhassa Avrupa'da yaşayan Türkler açısından bazı noktaların irdelenmesinin, üzerinde düşünülmesinin fevkalade yararlı olacağını düşünüyorum.
Hocaefendi'nin kendisine ait olan “okunması gerekli olan kitapları okur ve okutur” ifadesini yeni insanın bir hususiyeti olarak değerlendirmesi çok manidar. Demek bilgisayarı iyi kullanan, internette ve sosyal paylaşım ağlarında şu kadar zaman geçiren değil, okunması gerekli olan kitapları okuyan kazançlı çıkacak.
Mart 1991'de yayınlanan Sızıntı'nın başyazısının adı Yeni İnsan. O yazıyı şimdilerde tekrar okuyarak Hocaefendi'nin tam 20 yıl önce tarif ettiği "yeni insan" profilini bir kere daha gözden geçirmenin tam vaktidir. (Aynı zamanda 1992'de Almanca'ya tercüme edilen ilk başyazı bu.)
Bu süre zarfında TV, bilgisayar ve internet sayesinde bilgiye ulaşmak kolaylaştı, ancak o kadar da zihinler dağınık ve kirli hale geldi. Burada sistematik ve seçici okumamanın büyük payı olduğunu zikretmekte fayda var. Ayrıca günahların yaygınlaşması neticesinde ciddi manada unutkanlık ve dikkat eksikliği artmaya başladı. Haramların sıradanlaştığı, bohemliğin yaşandığı ve insanların çok küçük şeyleri dahi hafızalarında tutamadıkları garip bir zamandayız.
Artık bilgi ve kitap bombardımanına tutulduğumuz bu dönemde hem bilgi edinmede hem de kitap okumada seçici olmak mecburiyetindeyiz. Doğru bilgiye ulaşma ve doğru kitapları araştırıp, o kaynaklardan beslenme zarureti ortada.
Hocaefendi, dini, milli, iktisadi, siyasi ve kültürel hayatımız itibariyle kendimiz olmanın yolunu o mevzularda bilgili olmaya bağlıyor. Bu bilgi kaynaklarına ise ancak kitaplar sayesinde ulaşılabilir. Elbette mesele çok kitap okumak değil, okurken anlamaya çalışmak ve gerektiğinde kenarlara tenkitler yazmak. Yani kitap bitirme değil, kitabı anlama mülahazasıyla okumak.
Kitap okumanın dili geliştirmedeki katkısı ile kendi düşünce dünyasını ve kültür değerlerini inşa etmedeki rolünü de vurgulamakta fayda var. Dolayısıyla öncelikle kendi mana kökleriyle irtibatı olan kitapları okutmanın kimlik oluşumundaki tesiri açık.
Diğer yandan ebeveyn kitap okumaya önem vermiyorsa çocuklar da ehemmiyet vermediğinden, ailenin kitaba yaklaşımı da mühim bir husus.
Günümüzde televizyon ve internet, bilgiye kolay ulaşma imkanları sunsa da elden geldiğince onları sınırlandırıp kitap okumaya teşvik eden ailelerin doğru yolda olduklarını söyleyebiliriz. Hocaefendi'ye göre o aletlerin fazlaca tüketimi kitap okumanın önünde de bir badire.
Velhasıl gücümüz yettiğince kitap okumayı sevdirmeye, çocukların kitapların büyülü dünyasına girmelerini sağlamaya matuf çeşitli aktiviteler yapmaktan başka çare yok.
Konuyu teferruatlıca ve bütün buutlarıyla bizzat kendi sesinden dinlemeye değer:
- tarihinde hazırlandı.