Bütün mesajlar önce bana!

İnsanlar arasında iyiliği tavsiye etmek, müminden beklenen bir davranış, daha da ötesi bir farz-ı kifaye. Bu sebeple ilmimizi artırmaya çalışıyor, bazen kendimizi saatlerce birine nasihat ederken buluyoruz. Ancak gözden kaçırdığımız bir husus var. O da bizden asıl istenenin bildiklerimizi anlatmadan önce yaşamamız gerektiği.
İnsanlara iyiliği tavsiye edip kötülükten vazgeçirmeye çalışmak müminin vazifelerinin başında gelir. Birçok ayet ve hadisle de teyit edilen bu önemli görevi yerine getirirken dikkatimizden kaçan ayrıntı ise etrafımızdakilere bilgi satarken kendimizin bu bilgilerle ne kadar amel ettiğimiz. Yaşanmadan anlatılan doğruların ‘lafazanlık’ ya da diyalektikten öteye geçemediğine dikkat çeken İslam âlimleri bizi kendi içimize yönelmeye davet ediyor. Edindiğimiz bilgilerin kibre ve çok konuşmaya yol açmaması gerektiği vurgulanırken, ilmi ile amel etmeyenler hakkındaki uyarıcı ayet ve hadis-i şerifler hatırlatılıyor.
Kendimizle ilgili bütün meselemiz bitmiş gibi bir başkasına anlatmak üzere bilgi edindiğimizi çoğu zaman fark etmiyoruz bile. Oysa çevredekileri hizaya getirme kaygısıyla elden ele satılan ama kimseye tesir etmeyen bir sürü nasihat hayatımızı sarmış durumda.
Yazar Ahmed Şahin, Hizmette Yeşeren Düşler adlı kitabında bu konuya değiniyor. İnsanın tek başına dünyayı düzeltmesinin mümkün olmadığını, herkesin önce kendi nefsinden sorumlu olduğunu hatırlatan Şahin, “Dünyayı değil nefsimizi ıslah edelim. Biz öz nefsimizi ıslah yolunda gayrete gireriz. İmana hizmet yolundaki vazifelerimizi ihmal etmeden gücümüz yettiği kadarıyla yolumuza devam ederiz.” sözleriyle bizi uyarıyor.
Allah Resulü’nün (sas), “Kıyamet günü en şiddetli azaba çarpılacaklar Allah’ın bilgilerinden kendilerini faydalandırmadığı alimlerdir.” buyruğu ise meselenin ciddiyetini gözler önüne seriyor. Yine bir rivayette anlatılan kıssa da süslü cümlelerin bize fayda etmeyeceğinden bahsediyor. Kıssaya göre sahabe efendilerimizden Cüneyd (Ebul Kasım) vefatından sonra rüyada görülür ve “Dünyada sarf edilen o büyük büyük yaldızlı sözler fayda vermedi, kaybolup gitti. Faydasını gördüğüm gece yarısı kıldığım namazdır.” der.
Celal Bayar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Abdulhakim Yüce yaşanmayan sözlerin ve nasihatlerin, maşeri vicdanda da müspet tesir etmeyeceğine dikkat çekiyor. Yüce, Allah Resulü’nün (sas) irşad ve nasihati sadece lafazanlık veya diyalektik olarak ele alanlar hakkındaki, “Ümmetim hakkında en çok korktuğum, ağzı güzel laf yapan münafıklardır.” sözünü hatırlatıyor. Nasihat ederken kimin samimi olup kimin olmadığının dışarıdan ölçülemeyeceğini belirten Yüce, bize kendimizi bu konuda sık sık sorgulamayı tavsiye ediyor. Prof. Yüce’nin dikkat çektiği diğer nokta ise bilgi edinme metodu. Günümüzde internet, kısa seminerler ve çeşitli kaynaklar vasıtasıyla hayatımızda sürekli bir bilgi akışı olduğunu söyleyen Yüce, bunların uygulamaya geçemediğini ancak kişide biliyorum hissi uyandırdığını söylüyor. Yüce’ye göre lüzumsuz bilgiler edinmekten ziyade hem dinimizde hem de dünyamıza faydası olan ilmin taliplisi olup bunu hayata geçirmek en uygun davranış.
Sahabe efendilerimiz önce hayatına yerleştirir sonra anlatırdı
Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Dr. Durmuş Ali Karaman ise Hz. Resulullah Efendimiz’in (sas) tebliğ yönünden önce temsil yönünün öncelik gösterdiğini hatırlatıyor. Sahabe-i Kiram efendilerimizin de aynı şekilde hayat sürdüklerine değinen Karaman, büyük bir sahabenin “Biz önce Kur’an ayetlerinden belli miktarı öğrenip anlar, sonra onu hayatımızda iyice yerleştirir, daha sonra diğer ayetleri öğrenmeye çalışırdık.” sözünü aktarıyor.
Birçok şey bilmesine rağmen bunları güzel davranışlara çevirmeyen kişilerin Kur’an-ı Kerim’de ‘kitap sayfaları taşıyan merkeplere’ benzetildiğine işaret eden Karaman şöyle konuşuyor: “Netice olarak insanın, bilgileri kendi kalp ve selim akıl potasından geçirip faydalı bir süte veya bala dönüştürmesi, yani güzel davranışlarla pratik hayata aktarması gerekir.”
“Aslında ilim dediğimiz verimli tatlı su kaynağından istifade etmek her zaman önemlidir.” diyen Karaman’a göre günümüzde bilgi ve malumat dağınıklığı önemli bir sorun. Böyle bir ortamda ise kişi asıl ihtiyacı olan bilgilerle değil, kendisine faydası olmayan bilgi yığınlarıyla meşgul ediliyor. Bu da bilginin pratik hayattaki canlılığını kırıyor. Önemli olanın edindiğimiz ilmin bizi sistemli düşünmeye ulaştırması olduğunu belirten Karaman, “Böylelikle insan, bu sistemli düşünme yoluyla öğrendiği güzellikleri gerçek hayatta yeniden inşa edebilir.” diyor.
‘Yaşadığını anlat, aksi gevezeliktir’
Fethullah Gülen Hocaefendi, konu ile ilgili bir yazısında “Niçin yaşamadığınız şeyleri anlatıyorsunuz?” ayetine dikkat çekiyor ve şu ifadelere yer veriyor: “Evet, insanlara iyiyi emredip, onları kötülükten vazgeçirmeye çalışırken insanın kendini unutması açık bir tenakuzdur ve böyle bir yanlış, ifade, beyan gücü, bilgi gibi pek çok doğruyu götürecek mahiyettedir. Ayetin fezlekesi de, aklı olan bir insanın böyle bir çelişkiye düşmemesi gerektiğini hatırlatır.” Hocaefendi, bu ayeti açıklarken, “İnan, düşün, yaşa ve anlat! Aksi gevezeliktir, konuşanın kendi itibarını götürür.” diyor.
- tarihinde hazırlandı.