Fethullah Gülen Hocaefendi'nin yeni kitabı "Kendi Ruhumuzu Ararken" çıktı

Fertlerin, toplumların ve milletlerin varlıklarını sürdürebilmeleri, 'kendi ölçüleriyle yaşama' idrak ve şuurunu bünyelerinde diri ve taze tutabilmelerine bağlı. İmparatorlukların, devletlerin ve milletlerin hayat serüvenlerinin sona ermesi varlık gayelerini unutmaları ile doğru orantılı. Geçmişten bugüne ulaşan tarihi veriler bu değişmeyen mâkus talihi belgeliyor bugüne. Ruhu çekilen bir bedenin çürümeye durması gibi sürdürebilir öz, form ve fonksiyonlarından mahrum kalan her millet tüm müesseseleriyle birlikte dağılmaya ve ayrışmaya mahkum olmuş ve olacaktır da.
Medeniyetlerin ölümü olarak nitelendirebileceğimiz bu sürecin hastalıklarını teşhis ve tespit etmek, gelinen noktanın muhasebesini yaparak zamanı doğru tahlil edip reel çözümler öne sürmek kuşkusuz zor ve çetin bir iştir.
Nil Yayınları tarafından hazırlanan ve Fethullah Gülen Hocaefendi'nin kendisine yöneltilen farklı konulardaki sorulara verdiği cevapları, sorunlara önerdiği çözümleri ihtiva eden Prizma Serisi'nin dokuzuncu kitabı KENDİ RUHUMUZU ARARKEN, medeniyetimizin birikimlerini bugünün düşüncesine tercüme ederek günümüz meselelerine farklı açılardan bakma gibi bir ayrıcalığı sunuyor okurlarına.
Küçülen dünyada sürekli büyüyen 'gönüllüler hareketi'nin fikir ve aksiyon mimarı olan Fethullah Gülen Hocaefendi'ye göre çağın hastalıklarına çözüm sunabilmek için fert ve toplumların kendi ruh dinamiklerine bağlı kalmaları, bu sadakatin sunduğu ölçülerle sürekli bir arayış ve yenilenme içerisinde olmaları gerekmektedir.
Bu arayış yolculuğunun aklî ve kalbî yollarını farklı konu başlıkları altında işlediği mülahazaları ile ortaya koyan müellif, gayretli bir duyuş ve hissedişin çağa ve çağın getirdiklerine karşı fertleri ve milletleri diri tutacağını vurguluyor. Çünkü müellife göre, her şeyi normal gören fertlerin bir şeyler üretmeleri ve diri kalabilmeleri mümkün değil. Daha açık bir tabirle Gülen ferdî ve içtimai çürümenin önüne geçecek en önemli kavram olarak 'metafizik gerilim'i öne sürüyor. Onun formülünde 'metafizik gerilim' sorunu fark ettirici, çözümü araştırıcı, sorgulayıcı ve cevaba ulaştırıcı bir itici güç. Bu yüzden duyarlı insanların sorularına duyarsız kalmıyor. Birbirinden çok farklı konularda ortaya çıkan soru ve sorunlara arayış azmini diri tutacak bir üslupla kaynak gösteren, daha fazlasını öğrenmeyi teşvik edici açıklamalarda bulunuyor. Gülen, sorunlara, kuruma ve kemikleşme şansı dahi tanımayan ısrarlı ve ikna edici önerileriyle ışık tutmanın yanında kesin çözümlerin zeminini de hazırlamayı ihmal etmiyor. Çoğumuzun 'benim saham değil!' deyip çekileceği yerde o muhteşem bilgi birikimi ile elini taşın altına koyuyor ve kendine has tevazu derinliği içinde bilgi yoğunluğunu olabildiğince gizlemeye çalışarak, muhatabını üzerindeki ataleti kıracak ruh dinamizmine çağırıyor ve adeta 'Hadi sıra sende! Oku, araştır, vazgeçme!' diyor.
Muhterem müellif Kendi Ruhumuzu Arama sürecinde bir kılavuza teslim ediyor bizi. Bu kılavuzsa herkeste bulunan fakat şimdilerde başı tembellikle bağlı merak duygusu. Gülen nefsin inzibatından kurtarmaya çalışıyor merakımızı. Kendi ruhunu arayan, aramayı tavsiye eden, merakı canlı ve diri tutmaya çalışan, sorudan kaçmayan sorunun üzerine cesaretle giden ve gidilmesini salıklayan bir Hocaefendi var karşımızda. Kendini değil cemaat şuurunu parlatıyor ve önümüze koyuyor. 'Ferden ferdâ mücrimiz ama şahs-ı mânevî olarak âlâlardan âlâ olmaya namzetiz.' İşte bu cümle dahi her türlü taassuptan arınmış duru bir düşüncenin göstergesi.
İslâm'ın her şeyi çözen mükemmel bir sistem ve yegâne bir başvuru kaynağı olduğunun şuurunda olan bir düşünce lideri Fethullah Gülen. Sahip olduğu şuurun aydınlığı ve güveni ile çağın aklını dize getirmeyi başarıyor bu eserinde de. Karşısına getirilen meseleleri küçümsemeden okuyan, her konuya farklı açılardan bakmayı ihmal etmeyen, inanan, inandığını yaşayan, cesurca söyleyen asırlık hasretlere inat bizden bir duruş sergiliyor.
Hocaefendi'nin bu tavrı sadece doğunun değil batının da hayran kalacağı 'Büyük Adam' portresini canlandırıyor gözümüzde. İnsanlığın arayışta olduğu ihtiyaçların, dindiremediği problemlerin kaçınılmaz bir cevabı olarak karşımızda duruyor. Yaşadığı zamanın ruhunu ve içinden çıktığı medeniyetin özünü ifade eden hür bir dimağ olarak adeta çağıyla hesaplaşıyor. Zamanın gerçek ihtiyaçlarına çağdaşlarından daha iyi cevap verecek özelliklere sahip olduğunu ispatlarcasına biraz daha büyüyor. Olabildiğine şeffaf ve hesapsızca araştırma duygusunu perçinliyor, kökene inmeyi daha saf sulardan yudumlamayı, sorgulamayı, sorguladıkça topyekün düze çıkmayı hayal ediyor. İnsanlığa emanet edilen düşünce mirasının üzerindeki gaflet perdesini imanla, ilimle, edeple, irfanla kaldırmaya çalışıyor.
Medeniyet kavramına, milletlerin insanlaşması olarak bakan müellif, medeniyet birikimlerinin kesintiye uğratıldığı bir dönemde dini inançlarımızda, yaşayış üslûbumuzda, fikri mülahazalarımızda, günlük münasebetlerimizde, sanatta, edebiyatta, ekonomide ve hatta müsahamaha anlayaşımızda yaşanan terslikleri ve dağınıklıkları bir bir toparlayarak, hatları yeniden belirliyor. Her zaman başvuracağımız bir idealler ve değerler atlası koyuyor cebimize.
KENDİ RUHUMUZU ARARKEN, bugün ortaya koyulan iyi niyetli çabaları da es geçmiyor. Onları bir netice olarak değil de bir milletin liyâkat emâresi olarak değerlendiriyor. Arayış sürecinin umut verici şekilde devam etmesi için de kendi irfanımızı, kendi ilmimizi, kendi dünyamızı ve eserlerimizi okuyup anlamayı tavsiye ediyor muhataplarına. 'Okumak bir iştir, okuyup anlama ve hazmetme ikinci bir iştir.' cümlesiyle bizi daha derin okumalara davet ediyor.
Büyük bir medeniyetin mirası üzerinde oturan gönüldaşlarına merak etmeyi bir kılavuz olarak takdim ediyor Hocaefendi. Hali hazırdaki tüm görüş ve metod ayrılıklarını bir kenara bırakıp inzibatsız ve serazad bir merakla bizi kendi ruh köklerimizi bitmeyen bir aşkla aramaya çağırıyor.
Bu çağrı aslında bir yönüyle de 'eskimeyen'in 'sahte yeni'ye bir başkaldırısı. İnsanı önce sefalete sonra da başkasına köle eden, kültür ve medeniyetleri acımasız çarklarda ezip yok eden, dünyanın renklerini solduran art niyetli düşüncelerin yıkıcılığına da bir samimi bir 'dur' deyiş. Şiirin üstadı Necip Fazıl 'Durun kalabalıklar! Bu yol çıkmaz sokak' ifadesi ile neyi kastettiğini anlıyorsunuz bu başkaldırıda. İnsanı nisyan'dan arındırma ve kitlesel bir aldanışa yem etmeme çabasını gösteriyor Hocaefendi KENDİ RUHUMUZU ARARKEN.
Hocaefendi iyi niyeti büyük bir azim ve gayretle hayata geçiren ender şahıslardan biri. Bunu sorulara verdiği cevaplarda da hissetmek mümkün. Soruya geçmeden sorunun sorulmasının nedenlerini apaçık ortaya koyarken, insanı kötülüğe mahkum etme yerine insana aldanışını tanıma ve yakınlık kurma fırsatı sağlıyor. Her soruda sorunu önce teşhis ediyor, ondan sonra tedaviye geçiyor. Tedavinin kalıcı hale gelmesi için de bu yöntemin benimsenmesini, soru soranın cevaba bile takılmadan kendi ruhunun izinden gitmesi gerektiğini ifade ediyor. Bu özgürlüğü başka bir düşünür ve düşünce sistemi sunar mı insana bilmiyoruz ama Hocaefendi her konunun sonunda yer alan ifadesi ile muhatabını esas kaynağa yönlendiriyor; 'Hakikati ancak Allah bilir. Doğrusunu ancak Allah bilir.' Moda tabiriyle balık tutmayı değil de balık yetiştirmeyi öğretiyor Hocaefendi okuruna. Çünkü böylesinin daha kalıcı, daha samimi ve daha gerçekçi olduğunu önce o biliyor ve sonra bildiriyor.
Fethullah Gülen Hocaefendi milletimiz için medeniyetimize açılan büyük bir keşif kapısı. Yanılmaktan ve yanıltmaktan korkan, muhatabını Hakikikatin kaynağına taşımaya çalışan diri bir irade adamı, zamanı omzunda taşıyan çağdaş bir mütefekkir. Nil Yayınları tarafından hazırlanan KENDİ RUHUMUZU ARARKEN, böylesine farklı ve duru bir kaynaktan bugüne ve geleceğe bakabilmenin fırsatını sunuyor tüm kitapseverlere.
- tarihinde hazırlandı.